.

motivasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
motivasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2022 Pazartesi

Bağ Kurmak - Kitap ve Sevgi

 


14 Şubat Uluslararası Kitap Değişim Günü.  Bugünün sevgi  günü ile aynı güne gelmesi de bence  gayet  güzel olmuş ki,  benim de aşağıdaki yazımda içinde sevgi olan, kitap olan ve bugün yüzümde gülümseme  ile anımsadığım  anılarım  bulunmakta.

Sonrasında düşündüm ki   AVM ler, Perakende Zincirleri ve İşyerleri;  müşterilerinin, çalışanlarının  kitaplarını  getirip koyabilecekleri ve okumak için alabilecekleri kitap raflarına ait köşeler ve hatta okuma köşeleri  ayırsalar, kitap sevgisi aşılamanın yanında insanların  anılarında Markaları yerini  bularak,  güzel  bir bağ oluşmaz mı ?


Okullar  başlayinca öğretmenimizin verdiği kitap listesini elimize alır önce Mahallenin çocukları ile değiş-tokuş yöntemi ile kitapları değişirdik. Hatta elimizdeki kitaplar birbiri ile  eşleşmezse her birimiz o kitabı bulmak için tanıdıklarımızla iletişim kurar bizden büyük ağabey ya da ablalarımız da işin içine dahil olarak eksik kalan kitapların tamamlanması için hep birlikte çaba sarf ederdik. Kitaplar ve kimin kaçıncı sınıfa gittiğine dair sağlam algoritma oluştururduk.

Ne güzel diyaloglardı ve hala kulaklarımda :  Benim Teyzemin kızı Ayşe ‘nin  yan komşusu var ya işte o  5.sınıfa geçti, senin  4.sınıf Türkçe Kitabını “Hadi gidip soralım ondan  alalım, biz de ona Ahmet'in kitaplarindan veririz"

En son eksik kalan kitaplarımız için de hep birlikte toplanır eski kitapçılara gider, elimizdeki ihtiyaç fazlasını verir,  kitaplarımızı oralardan değiştirirdik. Aynı şekilde yaz tatiline çıktığımız dönemlerde de her birimiz eski kitapçıdan birer kitap alır, yine aramızda bu kitapları değişerek okur, böylece daha fazla kitap okumuş olur  ve okuduğumuz  kitapları da birbiririmize anlatırdık.


O yıllarda İzmir Karşıyaka’da yaşamış  olanlar bilir. Çarşıda eski Kitapçı İhsan ve Serpil vardı. Mahallenin tüm çocukları ile toplanıp eski kitapçılara gitmek  bizim için  çok da eğlenceliydi.
Bu arada eski kitapçılara gitmişken orada karıştırmaya ve okumaya daldığımız Zagor, Teksas, Red Kit, Mandrake gibi çizgi roman kitaplarını da yazmadan geçemeyeceğim. Bir kısmına şöyle bir göz gezdirir, elimizde kalan paramızla onlardan da alır, yine hep beraber değişerek okurduk. Her birimizin bu kitaplarda sevdiğimiz ve hayale daldığımız çizgi karakterler vardı. Hatta bu karakterlere öylesine hayrandık ki, evlerimizin bahçesinde toplanır, her birimiz kendi çizgi karakterini anlatır ve savunurdu.

Arada yaramazlıklarımız da yok değildi.  Okul dönemleri ders kitaplarının içinde gizlice okuduğumuz çizgi roman kitaplarını birbirimizin anne babasına  söylememek üzere söz vermelerimizi ve hatta kağıda yazıp, imzaladığımız sözleşmeleri  bugün anımsamak yüzümde kalan  ayrı bir  keyif, ayrı bir  gülümseme.

Ne güzel günlerdi. Bunun kitap okumayı özendirici, arkadaşlığı, yardımlaşmayı  teşvik ediciliği  yanında organize olma konusunda da iyi bir kazanım olduğunu söyleyebilirim.
Belki de o  yıllardan kalma bir alışkanlık ya da o yıllara duyulan özlem, hala eski kitapçılara gider, kitapları karıştırırım. Kitaba saklanmış söze dökülememiş kelimeler,  çizilmiş minik resimler, kitap arasında bulduğum kurumuş çiçek, yazılmış ama verilememiş mektuplar ve altı  çizilmiş satırlar.

Hepsini ayrı ayrı incelerim, hepsi ayrı bir yaşanmışlık.  En çok da sayfalarda altları çizilmiş satırları okumayı  severim. Altını çizdiklerimiz en cok kendimizden bir şeyleri bulduğumuz, kalbimize en çok dokunanlar  değil midir?




28 Ekim 2013 Pazartesi

Uyum Meselesi : Bir Oryantasyon Kazası




Zorlu bir iş müracaat  ve mülakat sonrasında beklenen sona geldiniz ve işe kabul edildiniz.
Hem işveren ve hem de  siz bu maratonda epey bir zaman harcadınız. Artık siz içiniz rahat işbaşı yapacaksınız,  işveren de boş pozisyonunu  doldurmuş olmanın rahatlığında. İşbaşı evraklarınız hazır ve işbaşı yapacağınız tarihi bekliyorsunuz.

İşyerinize gideceğiniz tarih belirlenir ve yeni şirketinize gidersiniz  orada bu yolculukta size kim refakat edecek yönlendirilmesi yapılır  ve emanet edilirsiniz.Sizinle mülakat yapan Danışmanlık firması,  İnsan Kaynakları departmanı ya da bu konuda yetkilendirilmiş kişi sizinle bu pozisyon için neler gerektiğine ilişkin kriterleri, organizasyondaki yeriniz, ücretiniz hepsinde mutabık kalınmıştır. Artık içiniz rahat herşey konuşulmuş ve  herşey sizin için de uygun olarak gönül rahatlığı içinde işbaşı alacaksınız. Artık işbaşı  oryantasyon programınız başlayabilir.
Peki oryantasyon nedir önce bir hatırlayalım;
Oryantasyon, dilimize Fransızcadan gelme bir sözcük olup,  yönelme; çevre şartlarına uydurma veya uyma, alışma; yeni bir çevreye alıştırma programı, anlamına gelmektedir. Türkçe karşılığı olarak uyum sağlama demek daha doğru olacaktır.

Neyse ki  emanet edildiğiniz kişi size şirketi tanıtıyor, yapacağınız işler anlatılıyor. Bir de bakıyorsunuz ki durum hiçte iş görüşmesindeki gibi değil. Organizasyonda bağlı olacağınız mevkii farklılaşmış, yapacağınız iş size anlatıldığı hatta müracaat ettiğiniz ilandaki gibi herhangi bir uzmanlık gerektirmiyor oldukça sıradan, ne gerek varmış  böyle bir kadro olmasa da olurmuş,  hep söylenir yapılmazmış,  zaten şirket çalışılacak gibi değil herkes ve herşey şikayet unsuru.

Şirketlerin iş  ilanlarında başka şirketlerin iş ilanlarından etkilenerek, katalogdan beğenir gibi ilan vermeleri, iş görüşmesinde de işi yine bu ilanlara bakarak pozisyondan beklenen işi olduğundan farklı anlatmaları hem kendi zamanlarını ve hem de iş talep edenlerin zamanlarını alan bir unsur. Gerçekte ne aradığımızı belirlemezsek hiçbir zaman hiçbirşey bulamayacağımız açık.

İkincisi de ister büyük ister orta ölçekli şirket olsun yeni başlayan çalışanların,  işinden ve şirketinden  memnun olmayan, negatif, mutsuz çalışanların  yanında oryantasyon programını geçirmemesi gerekliliği. İşinde mutlu olmayan çalışanların salgın gibi bunu tüm şirkete yayabilecekleri gerçeğini gözden geçirmek gerekli.Bu salgına yakalanmamak adına şirketlerde çalışan motivasyonuna ilişkin önlemlerin alınması da ayrı bir çalışma gerektiren durum tabii ki. Oryantasyon programları hazırlanırken doğru kişilerle bu programın yapılması yeni başlayan çalışanların şirkete kazandırılması açısından çok önemli. Tabii bu arada işveren markasını da unutmamak gerekli.

Oryantasyonun Türkçe karşılığı olarak “uyum sağlama” demiştik, şirket çalışanları mutsuz, memnuniyetsiz yeni başlayanda mutsuz, memnuniyetsiz  olsun ki uyum olsun derseniz o da ayrı bir konu,  bu düşünceyle doğru yoldasınız…



23 Mayıs 2013 Perşembe

Türk Kültürü, Çalısanlarla Vedalasma Süreclerinde Etkisini Gösterir mi?



Müşterilerine “Önce İnsan ” sloganı ile yaklaşan bir şirkette çalışsanız ve o şirketin siz çalışanlarına  yaklaşımı bu yönde değilse hele ki yollarını ayırdığı çalışanları ile bu süreç hiç de iyi yönetilemiyorsa ne düşünürsünüz ?  Şirketinizin müşterilerine karşı takındığı “Önce İnsan”  imajı size ne kadar inandırıcı gelir? Hatta bir çalışan olarak inanmadığınız bu imajı  ne kadar taşıyabilir, müşterilerinizi o şirkette çalışırken ne kadar inandırabilirsiniz?
Bir kurumun çalışanlarına   gerçekten değer verip vermediğini ölçmek istiyorsanız, ne işe alım süreçlerine ne   çalışana sağladığı imkanlara  bakın. Asıl  çalışanlarını nasıl işten çıkardığına bakın.
Bir şirketin, bundan sonra  birlikte çalışmama kararı aldığı çalışanına  dair izlediği tavır, çıkış sürecini yönetme şekli, şirketin işveren markasını ve insana verdiği değeri gösterdiği gibi, geride kalan çalışanların performansını da, şirketin dışarıdaki itibar ve imajını da çok etkiliyor.
Aslında işin özünü söyleyecek olursam,  İşten Çıkarma Yönetimi = Şirket Profesyonelliği.
Maalesef  bu sürecin yönetiminde bazen duygusallıklar devreye giriyor ve asıl bu duygusal davranışlar süreci, içinden çıkılmaz noktalara taşıyabiliyor. Türk insanının ne kadar duygusal yapıda olduğunu, bir yerde işinizi çözmek için önce o kişi ile kuracağınız iletişimin ne karar işe yarar olduğuna dair algımız bu süreci anlatmakta sanırım yeterli. Geçenlerde bir Televizyonda izlediğim kredi almak için önce banka memuru ile tanışıklık kurmaya çalışan banka müşterisi ile banka memuru arasında geçen dialoğu içeren banka reklamı da sanırım bu algıya iyi örnek olacaktır.
Türk insanının işe duygularını katması üzerine bir anım var ki burada paylaşmadan geçemeyeceğim.Dil Eğitimi için  İngiltere ye gitmiştim.Havaalanına indim, vize kontrolünden geçiyoruz. Zaten havalaanına indiğimde çalışanların yaşlı olması itibari ile
kısa süreli bir şok geçirdim.(Yıllardır genç çalışanlı ülkeyiz diyoruz fakat bu kadarı yine de  şaşırtmıştı)
Neyse,  vize kontrolünde sıra bana geldi  55 yaşlarında (diğerlerine göre daha gençti)
bir memurun  olduğu bankoya gittim.Neyse benim evraklarıma baktı sonra bana “nereden bileyim burada kalmayacağınızı diyerek çok soğuk ifade ile yüzüme baktı. Kalmayacağım diyorum falan ama nafile,  benin için red formu doldurdu,  sıradakiler   bitince takrar bakacağını söyleyerek karşısındaki bankta  oturmaya davet etti.Karşısında ne şirinlikler yapıyorum tahmin edersiniz. Sonuçta  bir iki güzel söz söyleyerek,  şirinlik yapılarak iş yaptırtılabilen bir ülke kültüründenimJ Ama  ne yapsam sonuç  yok. Neyse 3 saat kadar bekledikten sonra tekrar çağırıldım.Bana sınırdışı edileceğim  yanında kalacağım İngiliz ailesi ile de akrabalık/tanışıklık bağımın olabileceğini falan söyledi, neyse bir anda giderken önceden aldığım dönüş biletim aklıma geldi.Memura  dönüş biletimi  bu ülkede  kalmaya niyetimin olmadığının bir kanıtı  olarak gösterdim.
İngiliz memur ikna oldu,  büyük bir dipinlin ve yine soğuk bir edayla Vize onay kaşemi bastı.
Onay işlemimin yapılması sonrasında,  o memur gitti ve adeta yüzünde tatlı bir gülümseme beliren bambaşka biri geldi  karşıma.
Bana Londra da gezilecek yerlerden tutun da Brighton a nasıl gideceğime dair krokiye değin  çizerek güzel bir  sohbet başlatıverdi. Tüm sohbet,  vize onayını almamdan sonra başladı. Birden kafamda beliren düşünce şu oldu   “İşini son derece  profesyonel yapıyor”.
Sonra İngiltere de kaldığım süre içerisinde, işimin düştüğü  her yerdeki çalışanın  işini bu şekilde son derece belirli formatta, profesyonelce  yaptığına şahit oldum.

Şimdi dönelim  Türkiye de işten çıkartma işlemlerinde yapılan tandıdık senaryolarımıza :
Şimdi  “Tebligatı ben yapmayayım  IK  Departmanı yapsın” diyerek çıkışın tebliğ edileceği  gün şirkete uğramayan ya da bu tebliği "şimdi ayıp olmasın zihniyetinde ya da  çıkış kararından hiç haberi olmamış gibi davranan"  şirket yöneticileri, 
Yıllık İzin dönüşünde bilgisayar şifresi ile  şirket sistemine giremeyip ardından  Bilgi İşlem Departmanı’na gittiğinde şifresinin iptal edildiğini/işten çıkartıldığını öğrenen muhasebe çalışanı,
Yöneticisinin talebi üzerine kendisi ile iyi ilişkileri olan bir iş arkadaşının işten çıkartıldığını söylemek zorunda bırakılan bir başka çalışan, performans görüşmesi yapılmayan, işten çıkartılmak istenen ama “zamanla kendisi gitsin” zihniyeti ile izole edilmeye çalışılan hatta “Mobbing yolu ile”  işten çıkartılmaya çalışılanlar.
Bu sözler bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Bu konudaki örnekleri çoğaltmak   mümkün.Aslında
örneklere de baktığımızda içerisindeki duygusal tavırların, işi içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini ve işten ayrılan  ile şirketi kötü bir iletişim noktasına götürdüğünü  görüyoruz. Bu konuda da bazen kültürel düşünce kalıplarımız devreye giriyor, oysa ki gerekli olan tek şey sadece profesyonellik.
İşin özü :  şirketlerde  iyi bir ”Gülegüle” diyebilmek, “Hoşgeldiniz” demekten çok daha hassas bir konu ve profesyonellik isteyen bir süreç.


30 Mart 2013 Cumartesi

Ödüllendirme:Çalısanla Duygusal Bag Yaratmak


Ödül Yönetim sistemi kurulması İnsan Kaynakları için belki de kaynak yaratmak açısından en zorlanılan sistemlerden bir tanesi.Tabii ki bütçe meselesi, şirket yönetiminin bu konuda ikna edilmesi gerekiyor.İkincisi de çalışana hedef ve kazanımlar çok iyi duyurulmalı. Babavari yöneticilerin çalışanın omzuna dokunarak aferin diyorum, motive oluyor tarzındaki düşüncesinin artık tarih olduğunu biliyoruz. Bazı şirketlerdeyse çalışanın  her ay düzenli  olarak ücretini alabildiği bir işe sahip olması en büyük ödül şeklinde yorumlar dahi gelebilmekte.
Hatta bazen ödül için bu kadar kaynak ayıracağımıza onun yerine şu kadar ek çalışan alırız gibi düşünceler dahi gelmekte.
Oysa ki  şirkette ödül sistemi koymak yerine şu kadar artı çalışan ilave ederiz düşüncesinin bir süre sonra bu ek çalışanında motivasyonsuz kalacağı gerçeği ile karşılaşılabileceğini unutmamak gerekli.Doğru kurgulanmış ödül sistemi şirketlerde ekstra masraf değil,  tam tersine çalışanın motivasyon ve iş verimliliğini arttıran, şirkete aidiyet duygularını geliştiren bir araçtır. Kişiyi ödüllendirmek  demek, çalıştın karşılığında ücretini aldın demenin ötesinde kişi ile duygusal bağın atılmasıdır. Her çalışan   motive olur  ve şirket aidiyetini güçlendirir.
Diğer bir taraftan her  şirketin kendisine ödül sistemi kurabilecek bütçesi olmayabilir. O halde bu şirketlerde  farklı uygulamalarda geliştirilebilinir. Örneğin işinde başarı gösteren,   hedefini gerçekleştiren satış personelinin ya da  hata oranı  düşük  üretim personelinin “Ayın Personeli” seçilmesi ve bunun şirket duyuru tahtalarında duyurulması, bir gün ücretli izin verilmesi gibi.
Ödül sistemi işlemeye başladığında, ayrılan kaynağın çok daha fazlasının şirkete geri döneceği zaten görülecektir.
Şirketlerde ödül uygulamalarının istikrarlı uygulanması,  belirli hedef/kazanımlarının olması ve herkese duyurulması  olmazsa  olmazımız. Ödüllendirme sisteminde  bu faktörler gözönünde bulundurulmazsa, ekip  motivasyonu yapacağız iş verimliliğini arttıracağız derken,  küskün çalışanlar yaratmanın da bir anlamı olmayacaktır.