.

Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2023 Salı

Söz Söyleme Sanatı ve Neşet Ertaş


Anadolu
  kültürünü hep çok sevmişimdir. Türküleri de.

Bugün yine  biraz Neşet Ertaş dinlemek istedim. Neşet  Ertaş  türküleri  kendisinin de tanımladığı  gibi   “içinde hüzün barındırsa da insanlara eğlenceli  geliyor ve hemen oymamaya başlıyorlar”

Usta  türkülerinde o kadar iyi metafor kullanıyor ve duyguyu o kadar iyi aktarıyor ki. 

Şimdi diyeceksiniz  ki,  konu buradan nereye gidiyor ? 

İletişime ilişkin eğitimlerde   hep   “Ne söylediğiniz değil, nasıl söylediğiniz önemli” deriz. Türkü dinlerken, söz söyleme becerisi ve   Neşet  Ertaş  türküleri arasında  bir bağlantı kuruverdim..

İletişim kazalarına en cok sebep olan;  söylemek istenilenin sert söylenmesi, karşımızdakini kırmamak adına hiç söylenmemesi ya da tam ve net olarak ifade edilememesi kaynaklı yanlış anlaşılmalar değil midir?

Abdallık geleneğinin önde gelen  ismi olarak gösterilen Usta, duygularını   söze öyle bir döküyor ki;   hüznün, zaman zaman eleştirinin  olduğu yerde dahi müziğinin tınısı  insanları yerinden kalkıp  oynatıyor,  büyük Usta da   naifliği ile    kırmadan dökmeden tek tek mesajlarını  verebiliyor

Usta’nın türkülerinde hüzün, matem, sevinç  gibi duyguların sık  metafor  kullanımı ile güçlü bir şekilde anlatıldığını  gördüğümüz gibi zaman zaman eleştirel ve  protest  esintileri de görebiliyoruz.

Bu durumda ;  en güçlü  duyguları bu kadar naiflikle anlatana “Söz Söyleme Ustası  ünvanını da eklememiz son derece haklı olacaktır.

Bu konuda  söz bana gelince  Anadolu Kültürü’nü iyi incelemek, türküleri iyi dinlemek gerekli  bu kültürde çok öğreti var  derken,   Anadolu  Kültürü’ne  hayranlığımda  haksız mıymışım?

 
Bir anadan dünyaya gelen yolcu

Görünce dünyaya gönül verdin mi

Kimi böyük kim böcek kimi kul

Marak edip hiçbirini sordun mu

Bunlar neden nedenini sordun mu

 

İnsan ölür ama uruhu ölmez

Bunca mahlukat var hiç biri gülmez

Cehennem azabı zordur çekilmez

Azap çeken hayvanları gördün mü

 


24 Temmuz 2022 Pazar

O İki Sihirli Kelime : Hayaller ve Korkular

 



Küçük yerleşim yerlerinde geçen  filmleri çok severim.  Bu  da o filmlerden,   Çağan  Irmak  filmi.  Unutursam  Fısılda.

Filmde Hümeyra’nın ablası utangaç ve içe  dönük yapıda. Duygularını siir yazarak ifade eden ve birçok konuda  harekete  geçemeyen  bir yapısı var.

Hümeyra   ailesinden habersiz,  üstelik ablasının aşık olduğu ama bir türlü duygularını  gösteremediği bir gençle İstanbul’a gider ve giderken de ablasının herkesten gizlice yazdığı ve çekmecesinde sakladığı  şiirlerini de beraberinde alır.

Ablasının  cekmecesinden gizlice aldığı şiirlerle  sevdiği gence beste yaptırır  ve hatta o gençle de evlenir.   Artık  ünlü  bir  şarkıcı olmuştur.

Aradan yıllar geçer, büyüdüğü  kasabaya gider ablası hala aynı evde bıraktığı yerdedir ve hala   hayatında yapmadıklarından dolayı onu  suçlamaktadır. Aralarında şöyle bir konuşma geçer :

Abla              Benim şiirlerimi ve sevdiğim genci  çaldın

Hümeyra     Ben o şiirleri almasaydım o şiirler hala çekmecende kalacak ve tozlanıp gidecekti,  tıpkı sevdiğin gence sevdiğini söyleyemediğin gibi,  bak ben onunla gittim hala aynısın senin cesaretin yok ben cesurum.

Aklımızdan hergün  birçok  fikir geçiyor, bunları eyleme geçirebiliyor muyuz ? Geçirmediğimiz  gibi aksiyon alanları  da  görünce  sanki   bazen hayıflanabiliyoruz.

Yoksa  bu konuşmada olduğu  gibi,   o hiç gelmeyen zamana hapsettiğimiz  fikirleri yapa(ma) caklarımızı  kafamızın içinde   tozlanmaya   mı   terk ediyoruz?

İşte  bu sahnede ;  bu düşüncelerle birlikte,  kendimi  birden bir  İnsan Kaynakları  Profesyoneli  olarak   iş  dünyasında  tanışık olduğumuz davranışlar  ve hatta hani şu adaylarda aradığımız “Yetkinlikler”  üzerinden  düşünürken buldum.

1)      *   Hep duymaz mıyız    “Bu kadar  yeteneğim var, eğitimim var,  ama  onda  şans  var  işte”      Evet  yetenek, eğitim hepsi  çok önemli,  hayatta  şans  faktörüne de inanırım  peki   ya cesaret ?   O  fikirlerin  gün ışığına çıkması için  girişken olmak ve cesaret de  gerekli    - Girişimcilik

2)     *  Kardeş  şiirleri alıyor,  besteletiyor, şarkı yaptırıyor söylüyor. Bazen iş  hayatında  hemen yaftalarız,  “aslında o  hiçbir şey yapmadı  hep  başkaları yaptı”    Parçaları birleştirme,  Yaratıcılık  -  Yönetim ve Organizasyon becerisi

3)      * Duygular şiire dökülmüş - Şiirler çekmecede  gizli   -  Bilgiyi Paylaşmama - İletişim

4)      * Bazılarımız  harekete geçme konusunda isteksiz  davranırız,  ısrarla  eskiyi, geçmişi  savunuruz. Konfor alanından çıkamama -  Yenilikçilik – Değişime açıklık

5)      * Aslında  harekete geçeceğizdir de  zamanını bekliyoruzdur – Hızlı aksiyon alamama    (bazen  de  o zaman hiç gelmez)

6)      * Konfor alanından çıkmak isteyenleri  kendi iş yapma  şeklimiz konusunda zorlarız  ve hatta suçlarız  -  Öğrenememe, farklılıkları kabul etmeme   ve  baskın olarak gördüğüm   Güç Kaybetme Korkusu

Hayallerimiz  ve Korkularımız  hayatımızın  iki sihirli kelimesi.  Nedir bu korkularımızdan çektiğimiz,   siz  hayatınızda hangisinin galip gelmesini istersiniz ? 

Şimdi   elimize  boş  bir defter alalım  bir  sayfaya  Hayallerimizi,  bir sayfaya korkularımızı  yazalım   ve puanlayalım.  Korkularımızın hayallerimizi  unutturmasına  fırsat vermeyelim,  biliyorum  dönüştürebiliriz….


 

 


14 Şubat 2022 Pazartesi

Bağ Kurmak - Kitap ve Sevgi

 


14 Şubat Uluslararası Kitap Değişim Günü.  Bugünün sevgi  günü ile aynı güne gelmesi de bence  gayet  güzel olmuş ki,  benim de aşağıdaki yazımda içinde sevgi olan, kitap olan ve bugün yüzümde gülümseme  ile anımsadığım  anılarım  bulunmakta.

Sonrasında düşündüm ki   AVM ler, Perakende Zincirleri ve İşyerleri;  müşterilerinin, çalışanlarının  kitaplarını  getirip koyabilecekleri ve okumak için alabilecekleri kitap raflarına ait köşeler ve hatta okuma köşeleri  ayırsalar, kitap sevgisi aşılamanın yanında insanların  anılarında Markaları yerini  bularak,  güzel  bir bağ oluşmaz mı ?


Okullar  başlayinca öğretmenimizin verdiği kitap listesini elimize alır önce Mahallenin çocukları ile değiş-tokuş yöntemi ile kitapları değişirdik. Hatta elimizdeki kitaplar birbiri ile  eşleşmezse her birimiz o kitabı bulmak için tanıdıklarımızla iletişim kurar bizden büyük ağabey ya da ablalarımız da işin içine dahil olarak eksik kalan kitapların tamamlanması için hep birlikte çaba sarf ederdik. Kitaplar ve kimin kaçıncı sınıfa gittiğine dair sağlam algoritma oluştururduk.

Ne güzel diyaloglardı ve hala kulaklarımda :  Benim Teyzemin kızı Ayşe ‘nin  yan komşusu var ya işte o  5.sınıfa geçti, senin  4.sınıf Türkçe Kitabını “Hadi gidip soralım ondan  alalım, biz de ona Ahmet'in kitaplarindan veririz"

En son eksik kalan kitaplarımız için de hep birlikte toplanır eski kitapçılara gider, elimizdeki ihtiyaç fazlasını verir,  kitaplarımızı oralardan değiştirirdik. Aynı şekilde yaz tatiline çıktığımız dönemlerde de her birimiz eski kitapçıdan birer kitap alır, yine aramızda bu kitapları değişerek okur, böylece daha fazla kitap okumuş olur  ve okuduğumuz  kitapları da birbiririmize anlatırdık.


O yıllarda İzmir Karşıyaka’da yaşamış  olanlar bilir. Çarşıda eski Kitapçı İhsan ve Serpil vardı. Mahallenin tüm çocukları ile toplanıp eski kitapçılara gitmek  bizim için  çok da eğlenceliydi.
Bu arada eski kitapçılara gitmişken orada karıştırmaya ve okumaya daldığımız Zagor, Teksas, Red Kit, Mandrake gibi çizgi roman kitaplarını da yazmadan geçemeyeceğim. Bir kısmına şöyle bir göz gezdirir, elimizde kalan paramızla onlardan da alır, yine hep beraber değişerek okurduk. Her birimizin bu kitaplarda sevdiğimiz ve hayale daldığımız çizgi karakterler vardı. Hatta bu karakterlere öylesine hayrandık ki, evlerimizin bahçesinde toplanır, her birimiz kendi çizgi karakterini anlatır ve savunurdu.

Arada yaramazlıklarımız da yok değildi.  Okul dönemleri ders kitaplarının içinde gizlice okuduğumuz çizgi roman kitaplarını birbirimizin anne babasına  söylememek üzere söz vermelerimizi ve hatta kağıda yazıp, imzaladığımız sözleşmeleri  bugün anımsamak yüzümde kalan  ayrı bir  keyif, ayrı bir  gülümseme.

Ne güzel günlerdi. Bunun kitap okumayı özendirici, arkadaşlığı, yardımlaşmayı  teşvik ediciliği  yanında organize olma konusunda da iyi bir kazanım olduğunu söyleyebilirim.
Belki de o  yıllardan kalma bir alışkanlık ya da o yıllara duyulan özlem, hala eski kitapçılara gider, kitapları karıştırırım. Kitaba saklanmış söze dökülememiş kelimeler,  çizilmiş minik resimler, kitap arasında bulduğum kurumuş çiçek, yazılmış ama verilememiş mektuplar ve altı  çizilmiş satırlar.

Hepsini ayrı ayrı incelerim, hepsi ayrı bir yaşanmışlık.  En çok da sayfalarda altları çizilmiş satırları okumayı  severim. Altını çizdiklerimiz en cok kendimizden bir şeyleri bulduğumuz, kalbimize en çok dokunanlar  değil midir?




30 Nisan 2014 Çarşamba

Kartvizite Insan Kaynakları Yazmakla, Olunur mu?



Geçtiğimiz  gün  Linkedin de  İnsan Kaynakları Departmanı  ndan duyulan  memnuniyetsizliğin  dile getirildiği bir tartışmanın başlatıldığını  gördüm. Mesajda İK  Departmanlarının Seçme ve Yerleştirme işinde adil ve işin ciddiyetiyle davranmadığı,  olumsuz geribildirim vermediği, bilgisizlikleri nedeniyle şirketlere tonlarca cezaların geldiği  konusunda aktarım yapıldığını  ve bu konuda yine olumsuz  yorumlar eklendiğini  gördüm.
Uzun yıllar İnsan Kaynakları ‘nın tüm fonksiyonlarında çalışan ve yöneticilik yapan bir kişi olarak, buradan  bir IK cı gözüyle birşeyler yazmak istedim.

Burada bu yazımın  bir savunma mekanizması şeklinde algılanmamasını, mesleğini seven ve uzun yıllardır emek veren  bir IK cı olarak,  bu yazının  bir de IK cı gözüyle başka bir pencereden bakılması olarak görülmesini  dilerim.

İnsan Kaynakları  Departmanları  şirketler için son derece önemli departmanlar.  Şirketteki  işleyişi   doğru olarak  yürütecek ve  yönetecek kişileri işe alıyorsunuz. Sizin işe aldığınız kişiler doğru bir şekilde  takip edilir, yönetilirse  şirkette çok önemli pozisyonlara geliyorlar ki, ,  şirketlerin işveren markasının başarısı  açısından önemli bir gösterge. İK Departmanları,  çalışanların ücret  ve özlük işlerine yönelik işlemlerini doğru ve eksiksiz şekilde ve zamanında yapmak durumunda ki bu,   hem  çalışan, hem işveren ve hem de Kanunlar karşısında doğru ve ortak faydayı yaratacak bir duruş geliştirmeyi gerekmekte.

IK nın bu işlemleri yaparken  şirketteki  maliyet unsurunu da düşünmesi  gerekli ki bu durumda  ciddi bir dengenin kurulması  gereklidir diyeceğim.

Peki  İK  bu işleri yaparken hangi yetkkinliklere  ihtiyac duyar, kartvizite IK  yazmakla IK cı olunur mu?

İnsan kaynakları Departmanları nda yetişmek öyle çok kolay ve hemen olabilecek birşey değil.
IK  nın departman işleyişini birkaç yılda öğrenebilirsiniz de yönetmek...  Herşeyden önce IK  bir meslektir, öyle ezberlenmiş şablonlarla, alıntılarla  IK  yı yönetemezsiniz.   Çünkü işleyişi bilmekte  yönetmek için yetersiz kalabilir ki,  IK mesleği tecrübeyi, olgunlaşmayı tabir yerindeyse pişmeyi gerektiren bir iştir. Zaman içerisinde,  işin içerisinde karşılaştığınız  olaylar,   vaka tecrübeniz     sizi insanı  anlamak, tanımak konusunda her geçen gün biraz daha olgunlaştırır. En başta karşılaştığınız olaylarda, çözdüğünüz sorunlarda her geçen gün biraz daha kendini  tanırsınız ki, karşınızdakini tanımak öncelikle kendinizi tanımaktan, anlamaktan geçer.     
                                                
İşin bordo ve özlük işlerini ezberlemek yeterli değil, sürekli değişen mevzuatı takip etmek, Çalışan-Devlet-Şirket üçgeninde  doğru  bir şekilde yorumlamak, günübirlik işleyişle değil,  geleceğe yönelik  akılcı ve sistemli işleyiş ve çözümler sunmayı gerektirmektedir.  Bilgisizce ve hele ki birde günü kurtaracak sözde çözümlerin şirketi  gelecekte  ne kadar maddi ve itibar kaybına uğratacağının  bilincinde olmalıyız.

Bir IK cının öncelikli olarak hem  karşısında mülakat yaptığı kişilerle ve hem de şirket çalışanları  ile çekişmemesi, yarışa girmemesi , önyargılardan uzak objektif olması, herkese eşit mesafede  olması, entellektüel tarafına yatırım yapması  gerekli.

Peki bunlar nasıl olacak ?  Okuyarak, araştırarak ve tecrübe kazanarak, olgunlaşarak. Zaman içerisinde iş bilgisi, vaka tecrübesi artarken kendinizi tanıyacak bir anlamda kendi egolarınızla da yüzleşeceksiniz ki işte bu olgunlaşma seviyesi. 

Kısaca bir IK cıda olması  gereken bilgiden,  kişisel yetkinliklerden , zamanla oluşan olgunluk seviyesinden bahsettik de şirketlerde  IK Yöneticilerini  seçenler,  göreve getirenler bu işin öneminin ne kadar farkında,   IK yı hangi gözle  görüyorlar ?

Patronların  “Bir IK Yöneticisi/Müdürü   alayım,  sadece benim dediklerimi  yapsın, itiraz etmeden uygulasın ,elimdeki gücü kaybetmeyeyim“   zihniyetiyle bu işte yetkinliği olmayan kişileri IK Yöneticisi olarak belirlemesi,  IK yı hiç bilmeyen uzun yıllardır çalışan kişileri  vefa düşüncesi   ile IK organizasyonunun başına getirmesi.

Kurumsal Şirket  Üst Düzey Yöneticilerinin  “ Network  oluşturayım ki  hata da yapsam ses çıkmasın düşüncesiyle, her durumda onaylanma istemi     X   Bey/Hanım   şirketin hemen her departmanında dolaştı,  her yerde zaten başarısız  oldu, oralarda tehlikeli para kaybediyoruz , neyse IK  ya  getirelim orada nasılsa olur zarar gelmez   ya da    Y   Bey/Hanımı  Network ume alayım, ama nereye yerleştirsem "tamam IK ya yerleştirelim, kimi yerleştirsek olur zaten"  zihniyeti.

Bu tarz yapılandırmalar sonrasında bilgisizce ve bilinçsizce IK Yönetmeye çalışan insanların da alt kadrolarını yine  kendilerine  ” uygun”   şekilde kurma çabası ...
Bu  tarzdaki  IK Yöneticilerinin,  bu işi bilgi ve bilinçle yapan IK cıları işi  kendi istedikleri gibi (kolaylıkla!) yapmaya zorlaması, girdikleri Egosal savaş,  bilgisizlik sonucu yaptıkları hataların üstünü örtmek için  iş bilen kişileri  izole etme çabası.

Şirketlerde İnsan Kaynakları Departmanları çok önemli departmanlardır. İnsan Kaynakları Yönetimi’nin başarı  göstergeleri   günlük değildir, öyle Satış-Pazarlama Departmanları gibi hemen sonuçlar alınmaz, yavaş yavaş uzun vadede su yüzüne çıkar,  fakat göstergeler çıkmaya başladığında da  gerçekten  şirkete   dönülemeyek  zararlar açtığı  görülecektir.

Bu kadar yazdık,   haydi bir IK cı olarak biraz da çuvaldızı kendimize batıralım, İnsan Kaynakları Departmaları nın şirketler için önemini anlatmak için daha fazla zaman ve çaba harcayalım ;

 “Patronlara, Kurumsal Üst Düzey Yöneticilere  Insan Kaynakları nın tecrübeye  dayalı bir meslek olduğunu, uzmanlık gerektirdiğini, Şirket Stratejilerine ulaşmada bilinçli işleyen ve Yönetilen IK nin gerekliliğini ve  şirkete yaratacağı  Katma Değer konusunda  farkındalık yaratalım”




16 Ocak 2014 Perşembe

Cafe De Munto – Gezgin Bir Ruh


SecretCV nin İzmir  Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde organize ettiği “Cafe De Munto-Bir girişimcilik Hikayesi” organizasyonuna katıldım. Organizasyon duyurusunda sanırı beni çeken  kelimeler: “Girişimcilik Hikayesi” . Uzun yıllar bir şirkette çalışan bir kişi olarak Girişimcilik Hikayeleri hep dikkatimi çekmiştir. Girişimcilik ruhunun çok farklı bir vizyon  olduğunu düşünürüm.

Neyse Cafe De Munto bakın kendi hikayesini nasıl özetliyor :

2004 yılında Murat ve Yekta’nın sırt çantası ile yaptıkları Dünya gezilerinden edindikleri tecrübeleri paylaşmak için açtıkları kafe daha sonra diğer seyehat gönüllülerinin verdikleri desteklerle hızla büyüdü. Geçen 8 yıl zarfında 180 personelimizi dünya gezilerine çıkardık, 500′e yakın gezgine maddi destek verdik, yolu Eskişehir’e düşen binlerce yerli yabancı turiste konaklama ve rehberlik desteği verip ağırladık.
8 yılda 94 ülkeye yaptığımız gezilerde gördüğümüz değişik yemek, eğlence, işletmecilik kültürlerini Eskişehir’e taşıdık. Kafe ve restorant işletmeciliğinde bir çok konuda Türkiye’ye ilkleri getirip öncülük yaptık. Bu yeniliklerin çoğu hem müşteriler hem de medya tarafından çok büyük destek aldı. Bu yolda ortağımız olan Baran ve Candaş’ın da katılması ile 4 sırt çantalı gezginin belki bir köy enstitüsü mantığı ile başlayan yolculuğu büyümeye ve dünyaya açılmaya doğru gidiyor.

Cafe  De Munto nun hikayesi aslında gezgincilikten geliyor. Gezgin Ruh bir girişimcilik  hikayesi yaratmış  diyebilirim. Murat Fıçıcılar Eskişehir doğumlu. Bogaziçi  Üniversitesi Matematik Öğretmenliği mezunu. Bir süre Eskişehir de Matematik Öğretmenliği yaptıktan sonra Gezgin Ruhu bir şekilde devreye giriyor ve öğretmenliği bırakarak otostopla Türkiye’ yi gezmeye başlıyor. Gezgincilik hayali kız arkadaşı Yekta'nın  hayalleri ile de  kesişince evleniyorlar ve birlikte seyahayat etmeye başlıyorlar.  Ardı adına seyahat edilen ülkeler. Seyahat güzel ama bu seyahatler için tabii ki finans da gerekli. Eskişehir de bu finansı elde etmek adına bir Cafe açıyor ve seyahat ettiği yerlerin fotoğraf ve görüntülerini Cafe de gençlerle paylaşıyorlar. Seyahat görüntüleri gençler tarafından o kadar çok ilgi görüyor ki onlarla birlikte seyahat etmek isteyen gençler günden güne artıyor.Murat Öğretmen  “seyahat etmek bir kültür ve bunun için çok para da gerekmiyor” , “başka yerleri merak etmeyi, keşfetmeyi yaşanması gereken bir deneyim” olarak tanımlıyor ve ekliyor “bu insanın kendisi olma yolunda önemli bir adım, özgür değilseniz hiçbir zaman kendiniz olamazsınız” . Zamanla Eskişehir de başlayan Cafe, Ankara ve İzmir e yayılarak devam etmiş.Bugüne kadar gezdikleri ülke sayısı : 116

Bu konuşmaların bir IK cı olarak bende hangi soru işaretlerini yarattığını ve bunları sormak için sabırsızlandığımı tahmin ediyorsunuzdur.

GŞ     Özgür olmak ve kendiniz olmak dediniz, ya korkularınız? Türkiye de mesleğim olsun ilerisi için biraz para kazanayım gibi gelecek korkuları ile büyüyoruz, bu korkularımızdan sıyrılmaya başlamaksa min. 40 yaşlarında başlıyor. Siz korkularınızla nasıl baş ettiniz ya da finansal anlamda rahat mı büyüdünüz?
MF. Finansal anlamda rahat büyümedim, memur kökenli bir aileden geliyorum. Ait olduğum neslin tek yaptığı, ailemizin ve sosyal çevremizin olmamızı istediği kişi haline dönüşmek. Kendi olmayan hiçbirşey olamaz.Biraz cesaret.

GŞ.  Gezgin bir ruh ve Matematik Öğretmenliği. Boğaziçi Üniversitesi Matematik Öğretmenliği alanında eğitim görmüşsünüz. İsteyerek mi bu mesleği seçtiniz yoksa Türkiye de klasiktir ÖSYM sınav puanında cevapladığınız doğru soru sayısına  göre mi bir yerleştirmeydi?
MF.   Boğaziçi Üniversitesi hedefimdi, 2 soruya cevap vermesem ya da hatalı versem bir alttaki bölümü tutturacaktım. Bununla birlikte Matematik Eğitimi görmemin hayatımda çok  faydasını gördüm, Matematik her yerde.

GŞ.  Seyahatler için çok da para gerekmediğinden, Host kültürü (Hostel,  öğrencilerin ucuza konaklayabilmesi için öğrenci yurtlarına benzer bir sistemle çalışan pansiyonlardır. Fiyatlarının uygunluğu yüzünden  gezginlerin tercihidir. Odalar 10-15 kişilik olabilir)  ile seyahat etmekten bahsediyorsunuz, Host kültürüyle gezmekle bile olsa örnek olarak Londra da fiyatlar yine de çok pahalı.
MF.   Biz uçak biletlerimizi vs. kendimiz ucuz satın alıyoruz, Work&Travel ile almıyoruz.Bunun için başta çok da eleştirildik. Ama zaten biz Avrupa ülkelerine gitmiyoruz Asya ve Afrika ülkelerine  seyahat ediyoruz.Bunun nedeni; Asya ve Afrika’nın  hala doğal olması, bu doğallığı kaçırmak istemiyoruz.Oralar Avrupa ülkeleri gibi değil, doğallık var insanlar hala konuksever ve yakın. Ayrıca o ülkeler sayesinde kaos çözümü konusunda bayağı yol aldık.Bazen öyle oluyor ki, o ülkenin kendine özgü yemekleri vs. derken elimizdeki  bütçemizin  %60 ını bir günde harcıyoruz, diğer günlerse %40 ile idare ediyoruz.

GŞ.  Birçok ülke gezdiniz, kendinizi ruhen ait  hissettiğiniz bir ülke oldu mu?
MF.  Kuzey Kore yi çok çok sevdim, mutlaka görülmesi ve tecrübe edilmesi gereken bir yer.Antartika kıtasına  henüz gidemedik, yakın zamanda oralara da gideceğiz.


Cafe De Munto nun hikayesinin aklımda uçuşturduğu kelimeler :   Vizyon, Farkındalık, Cesaret, kendini bulma

Hergün aynı yolu yürüyen insanlar, yavaş yavaş ölürler-Pablo NERUDO


28 Ekim 2013 Pazartesi

Uyum Meselesi : Bir Oryantasyon Kazası




Zorlu bir iş müracaat  ve mülakat sonrasında beklenen sona geldiniz ve işe kabul edildiniz.
Hem işveren ve hem de  siz bu maratonda epey bir zaman harcadınız. Artık siz içiniz rahat işbaşı yapacaksınız,  işveren de boş pozisyonunu  doldurmuş olmanın rahatlığında. İşbaşı evraklarınız hazır ve işbaşı yapacağınız tarihi bekliyorsunuz.

İşyerinize gideceğiniz tarih belirlenir ve yeni şirketinize gidersiniz  orada bu yolculukta size kim refakat edecek yönlendirilmesi yapılır  ve emanet edilirsiniz.Sizinle mülakat yapan Danışmanlık firması,  İnsan Kaynakları departmanı ya da bu konuda yetkilendirilmiş kişi sizinle bu pozisyon için neler gerektiğine ilişkin kriterleri, organizasyondaki yeriniz, ücretiniz hepsinde mutabık kalınmıştır. Artık içiniz rahat herşey konuşulmuş ve  herşey sizin için de uygun olarak gönül rahatlığı içinde işbaşı alacaksınız. Artık işbaşı  oryantasyon programınız başlayabilir.
Peki oryantasyon nedir önce bir hatırlayalım;
Oryantasyon, dilimize Fransızcadan gelme bir sözcük olup,  yönelme; çevre şartlarına uydurma veya uyma, alışma; yeni bir çevreye alıştırma programı, anlamına gelmektedir. Türkçe karşılığı olarak uyum sağlama demek daha doğru olacaktır.

Neyse ki  emanet edildiğiniz kişi size şirketi tanıtıyor, yapacağınız işler anlatılıyor. Bir de bakıyorsunuz ki durum hiçte iş görüşmesindeki gibi değil. Organizasyonda bağlı olacağınız mevkii farklılaşmış, yapacağınız iş size anlatıldığı hatta müracaat ettiğiniz ilandaki gibi herhangi bir uzmanlık gerektirmiyor oldukça sıradan, ne gerek varmış  böyle bir kadro olmasa da olurmuş,  hep söylenir yapılmazmış,  zaten şirket çalışılacak gibi değil herkes ve herşey şikayet unsuru.

Şirketlerin iş  ilanlarında başka şirketlerin iş ilanlarından etkilenerek, katalogdan beğenir gibi ilan vermeleri, iş görüşmesinde de işi yine bu ilanlara bakarak pozisyondan beklenen işi olduğundan farklı anlatmaları hem kendi zamanlarını ve hem de iş talep edenlerin zamanlarını alan bir unsur. Gerçekte ne aradığımızı belirlemezsek hiçbir zaman hiçbirşey bulamayacağımız açık.

İkincisi de ister büyük ister orta ölçekli şirket olsun yeni başlayan çalışanların,  işinden ve şirketinden  memnun olmayan, negatif, mutsuz çalışanların  yanında oryantasyon programını geçirmemesi gerekliliği. İşinde mutlu olmayan çalışanların salgın gibi bunu tüm şirkete yayabilecekleri gerçeğini gözden geçirmek gerekli.Bu salgına yakalanmamak adına şirketlerde çalışan motivasyonuna ilişkin önlemlerin alınması da ayrı bir çalışma gerektiren durum tabii ki. Oryantasyon programları hazırlanırken doğru kişilerle bu programın yapılması yeni başlayan çalışanların şirkete kazandırılması açısından çok önemli. Tabii bu arada işveren markasını da unutmamak gerekli.

Oryantasyonun Türkçe karşılığı olarak “uyum sağlama” demiştik, şirket çalışanları mutsuz, memnuniyetsiz yeni başlayanda mutsuz, memnuniyetsiz  olsun ki uyum olsun derseniz o da ayrı bir konu,  bu düşünceyle doğru yoldasınız…



2 Temmuz 2013 Salı

Rol Modellerden Yenilerini Yaratmak



Çocuk oyunlarına dikkat ettiniz mi ? Cocuklar oynarken çevrelerindeki insanların  davranışlarını taklit ederler. Eskilerin deyimiyle söylecek olursak : “Çocuk gördüğünü yapar”

Örneğin;  çocuk doktorculuk oynuyorsa  kendi gittiği çocuk doktorunu, evcilik oyunlarında anne-babasını, öğretmen ile ilgili oyunlarda öğretmenini taklit eder. Çocuğa, öğretmeninin nasıl davrandığını öğrenmek isterseniz oyunlarına dikkat etmeniz yeterli. Sonra çocuk büyüdükçe yaşantısındaki kişiler artmaya başlar, artık hayatı boyunca karşılaştığı doktorlar, öğretmenler, gözlemlediği anne-babalar çeşitlenmeye  başlar ve çocuğun  verdiği reaksiyonlar gözlemlediği tek bir kişiyi göstermemeye başlayacağı gibi, artık bu guruplardan farklı kişileri taklit edebilecek ya da sentezleyebilecektir.
Dünyaya gelen bebekler  zamanla bulundukları ülkenin dilini öğrenir, hatta bulundukları coğrafyanın şivesini alırlar. Bunu doğumdan itibaren başlayarak duyarak, gözlemleyerek kendi kendilerine yaparlar, bir şekilde çevrelerini taklit ederler.

Drama eğitimi aldığım sırada, anne rolü aldığım bir oyun içerisinde bilinçsizce yaptığım bir davranışın
sonradan  anneme ait olduğunu hayretle  fark etmiştim.

İş hayatında da birçok insanı bilinçli ya da bilinçsiz olarak örnek alırız. İş hayatına yeni başlamış bir genç  ilk çalıştığı yöneticisinden iş hayatını öğrenmeye başlar, henüz karşılaştırabilecek kimse olmadığı için onun davranışlarını alır, rol model olarak kabullenir, tecrübelendikçe farklı yöneticilerle çalıştıkça o da tabii ki sentezlemeye başlar, her yöneticiden yeni birşeyler öğrenmeye kendince olumlu bulduğu özelliklerini almaya başlar. Mükemmeliyetçi bir yöneticiden işini hatasız ve dikkatli yapmayı, ikili ilişkileri iyi bir yöneticiden iletişim kurmayı öğrenmesi gibi. Bu nedenle farklı yöneticilerle çalışmayı, hep faydalı bulmuşumdur. Burada iş, yöneticiyi örnek almaya gelince hep iyi yöneticilerden bahsedilir. Fakat herşeye biraz da olumlu tarafından bakmayı sevmemden midir bilemem ama  kötü  yönetici ile çalışmanın da bazen iyi tarafları var elbette.  Örneğin :  İşine pek dikkat  göstermeyen bir yönetici ile birlikte çalışıyorsanız, işinizde sorun çıkmaması  adına çok daha dikkatli ve detaycı olarak onu tamamlamak  zorunda kalabilirsiniz.Bu durum o dönem için belki sizi üzebilir hatta yorabilir fakat sonrasında bu durum sizi çok daha çabuklukla ve sağlam iş yapan kişi haline getirebilir.İşin başka tarafından bakacak olursak da kötü diye nitelediğimiz yönetici davranışlarının  sizde bıraktığı izlenim ve uyandırdığı kötü duyguları hissederek, bir başkasında bırakacağı etkiyi kendinizde test ettiğinizden bir başkasına yapmayacağınızdan eminim. Aslında sözün kısası  iyi yöneticiden “ne yapmamız”  gerektiğini, kötü yöneticidense “ne yapmamamız” gerektiğini öğreniriz. Kötü yönetici olmak gibi bir isteğiniz varsa o  başka mesele tabii.

Çok kemikleşmiş şirketlerde yönetici davranışlarının hemen hemen aynı olduğunu  ve yönetim tarzlarının   birbirine çok benzediğini görebiliriz. Bu şirketler genelde dışarıdan tecrübeli çalışan almayıp, yeni mezun gençleri  içeriden  yetiştirmeyi tercih eden şirketler. Yönetici profillerine baktığımızda aynı davranış kalıplarının olduğunu ve bu kalıpların miras gibi diğer genç çalışanlara geçtiğini görebiliriz. Öyle ki yeni yetişmiş gençler başka bir işyerinde çalışmamış oldukları için kıyaslama yapmak gibi bir şansları olmadığından şirket içerisindeki yöneticileri rol model olarak alacak ve bu davranışlar sentezlenmeden yeni yetişen yöneticilere aktarılacaktur.Örnek olarak şirkette otoriter yönetici modelinin benimsenerek, usta çırak öğretisi içerisinde aynen devam etmesi. Oysa artık hepimiz biliyoruz ki  aynılaştırmak kurum içi körlüklere ve değişim karşısında dirence ve zayıflığa neden olmaktadır.
Çocukken yapılan taklitler zaman içerisinde biz büyüdükçe gözlem sayısının artması ile birlikte sentezlenerek  daha iyi modellerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.Unutulmamalı ki daha iyiyi yakalamak,  gözlemlerin artarak iyi sentezlenmesinden geçmekte.


24 Haziran 2013 Pazartesi

Eğitimde İnternet Devri : E-Ögrenme





İnternet hayatımızın bir parçası değil artık neredeyse bütünde büyük bir dilim halini aldı.

Teknolojik alanda her geçen gün bir yenilik  ekleniyor. Öğrenme  sistemimizde teknolojiye
ayak uydurmakta gecikmedi.
E-Okul ile birlikte İlköğretim  ve Lise çağındaki öğrenciler ve velileri  artık  karne öncesinde tüm sınav notlarına ve performans notlarına bu sistem sayesinde ulaşabiliyorlar. İlköğretim öğrencileri dahi sene başından sene sonuna kadar  notlarını  E-Okul dan takip ederek  bu yolla hedeflerini izleme şanslarına sahip oluyorlar. İlköğretim çağındaki çocuklar bu sayede  performans ve hedef  izleme alışkanlığı edinecek, bu yaşlarında Performans ve Hedef Yönetimi yapacaklar. Dershanelerdeki  etüd programlarını veya öğretmenlerle yapacakları bire bir görüşmeleri de yine Dershane internet sitelerinden takip edebilmekteler.
İnternet Dershanesi kavramlarının da hayatımıza girmesi gecikmedi. İnternet üzerinden ders anlatımı yapan sitelerde çığ gibi büyüdü.İnternet üzerinden ders programları, yabancı dil öğrenim programları satın alınabilmekte. Artık hemen her üniversite  E-MBA  programları açtı. Bu, eğitimine devam etmek isteyip çalışma hayatı nedeni ile bu hedefini erteleyen/gerçekleştiremeyenler için  iyi bir fırsat oldu.

E-Öğrenme sistemi genel olarak iki şekilde yapılmakta:

-      *  Öğrencilerin bilgisayar başında istedikleri zaman veya mekanda, diledikleri  kadar tekrar yaparak kendi kendilerine eğitim almaları 

-        * Bilgisayar ortamında canlı ve eşzamanlı olarak eğitmen ve bir grup öğrencinin aynı sanal sınıf ortamında buluşarak eğitim almaları

Bu arada şirketlerde tabii ki öğrenme ve iletişim sistemlerine interneti  dahil ettiler. Özellikle coğrafik alanda yaygın olan şirketler video konferans sistemi ile tüm çalışanlarla eşzamanlı toplantı düzenleme şansına sahip olmaktalar. Bu,  hem zamandan  hem de  paradan tasarruf etme fırsatı yaratırken coğrafik alanda tek bir yerden şirket üst düzeyinin yapacağı  açıklamanın, doğru bilginin  tüm şirket çalışanlarına aynı anda ulaşmasını sağlamakta.Şirketlerde en küçük bir bilginin bile kulaktan kulağa yayılarak yanlış şekillerde aktarımının yaşatacağı  kaosu  düşündüğümde video konferans sistemini gayet faydalı buluyorum. Örneğin :  İstanbul merkezli bir şirketin Pazarlama Müdürü'nün  Türkiye nin diğer altı  bölgesindeki  pazarlama uzmanları ile video konferans yöntemi ile haftalık toplantı yapması gibi
Birçok şirket, çalışanlarının eğitim ihtiyaçları için de  sınıf içi klasik eğitim yanında Uzaktan Eğitim sistemine geçti. Çalışanlar, sene başında kendilerine performans değerlendirmesi sonucunda atanmış olan eğitimleri yine  belirlenen tarihe kadar işten ayırabildikleri zaman dilimi içerisinde istedikleri zaman tamamlayabilmekteler.Hatta sistem eğitim sonunda mini bir test yaparak  yine çalışanların konuyu öğrenme seviyelerini ölçümlemektedir.Yine çalışanlar sistem üzerinde performans değerleme sonucuna göre kendilerine atanan makaleleri okuyup kitap tavsiyeleri de alabilmekteler.
Bu, şirket içerisinde hem maliyet anlamında tasarruf sağladığı gibi zaman anlamında da çalışana esneklik ve fırsat yaratmaktadır.
İnternet başında zaman geçirmenin negatif  taraflarından şikayet etmekle birlikte internet her alana girdi.İnternetin birebir iletişimi yok ettiği, özellikle çocukların internet başında çok fazla zaman geçirmemesi spora ve sosyalleşmeye zaman ayırması  gerektiği taraftarıyım. Zira özellikle de çocuklarda spor ve sosyalleşmeyi de eğitimin bir parçası olarak görmekte, iletişim becerilerine, kendilerine olan özgüvene  çok büyük  katkı sağladığını düşünmekteyim.  
Bununla birlikte internet,  kabul etmeliyiz ki doğru kullanıldığında bütün alışagelmiş ezberimizi bozan  hayatımızı kolaylaştıran çağın aracı diye de tanımlayabiliriz.

Artık internet sayesinde bilgiye her yerden ulaşmak kolaylaştı, mesafeler kısaldı  yeter ki bilgiyi almak isteyelim, öğrenmeye hazır olalım.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Sürekli Ögrenme : Moso Agacının Hikayesi



Size bir yaşam hikayesi anlatsam…Örneğin içinde muazzam  bir yaşama tutunma mücadesi olsa.Yıllarca hiçbirşeyi bahane etmeden kendini yetiştirse ama bunu yaparken sessiz kalabilse  kimsenin kendini fark etmemesine hatta eleştirmesine aldırmadan. Diğerleri büyürken, gösterişliyken o tüm zorluklara rağmen derinlerde büyüse, sesi çıkmadan en önemlisi  vazgeçmeden. Acele etmeden yavaşça,  gösterişli olmanın  kibirine yenilmeden.
Hikaye kahramanımız zamanı geldiğinde de öyle bir patlama yaşar ki  yanındaki tüm gösteriş yapan bütün gün kendini eleştirenler yanında bir anda sönük kalır. Çünkü o  yüzeyde değil  acele etmeden derinlere sağlam kök salmış ve büyümüştür.
Bu kim mi?  Sürekli öğrenen  egolarını bilgiye değişmiş bir insan,  alt yapısı güçlü tüm krizleri ustalıkla yönetebilen bir şirket, kültürel anlamda gelişmiş yıkılmayacak bir millet ya da …….. Hepsi olabilir.
Neyse benim size anlatacağım hikaye  Uzakdoğu da yetişen bir bambu türü olan Moso ağacının hikayesi.Bu ağacın hikayesinden çok şeyler çıkartılabilinir, birçok şeyle özdeşlenebilinir.Bu ağacın gelişmesinden, ayakta kalabilmesinden çıkartılabilecek çok öğreti var.

En iyisi siz okuyun ve öğretiyi de kendiniz çıkartın J

Moso dikildikten sonra, ilk beş yıllık süre içinde, en ideal şartlar altında bile gözle görülür hiçbir gelişim göstermez. Başlangıçta yaklaşık 75 cm'lik bir fidan olarak toprağa dikilen bu ağaç, beş yılık bir süreden sonra sihirli bir el dokunmuş gibi, birden bire günde 40-45 cm kadar büyümeye başlar. Nihayet altı hafta içinde yaklaşık 27 metrelik boyuna ulaşır. Boyu 30 metreyi de geçen Moso ağaçları nadir de olsa bulunmaktadır.
       Aslında sihir değil yaşanan, Moso ağacının duruyormuş gibi yapıp birden bire hızla büyümesinin sebebi, toprağa sabırla saldığı yüzlerce metrelik köklerinden gelir.
     Moso'nun beş yıllık süre içerisinde hiçbir gelişim göstermeden varlığını devam ettirmesinin temel sorunu, gelişim için gereksinim duyduğu gerekli minerali yeteri kadar sağlayabileceği toprağı bulamamasıdır. Bataklık denebilecek derece sulak topraklarda ve çok yoğun yağış alan bölgelerde yetişen Moso, akan suların beraberinde götürdüğü minerallerin eksikliğini tamamlamak üzere uzun süre sadece kök salar. Saldığı yüz metrelerce uzunluğundaki kökleri sayesinde eksikliklerini tutunduğu toprak gözüken zeminden tamamlar ve yılların kaybını dengeleyecek şekilde çok hızlı gelişir.
      Gerekli gelişim için geçirdiği evrimsel ve birikimsel süreç beş yılın sonunda onda bir patlama yaratır ve günlük 40-45 santimetre kadarlık bir büyüme gerçekleştirir, altı hafta içindeyse bu büyüme otuz metreye kadar çıkabilir.

30 Mart 2013 Cumartesi

Başarı için ; Yetenek ve Eğitim


Hepimiz  zayıf olduğumuz alanlarda kendimizi geliştirmek isteriz. Çevremizdeki kişilere bakıp, onları güçlü gördüğümüz alanlarda kendimizi eksik hisseder, o alanların üzerine gideriz.İnsanlarda bunca yıldır gerek gözlemlediğim, gerekse de kişilik testlerini yaparken yaptıkları bir şey var : Kendilerini eksik buldukları konularda daha iyiymiş gibi gösterme eğilimindeler.Oysa ki herkes  kendine özel  . Hatta bazı kişilik özelliklerine baktığımda artı ve eksi  özelliklerin arasında bir senkron olduğunu görüyorum. İnatçı olarak  görülebilecek  bir kişinin diğer tarafta kararlı davranışlar göstermesi gibi.
Şirketlerde de  çalışanın  zayıf olduğu alan üzerine kafa yorulur, o alanda gelişmesi için eğitimler organize edilir, takip edilir.Oysa bana göre kişilerin yetenekli olduğu alanlar fark edilir ve üzerinde çalışılırsa çok daha başarı gelecektir.Hepimizin  kendimizi iyi hissettiğimiz, diğerlerinden daha iyi yaptığımız hatta içine kendimizi kattığımız işler var. İşte bunları iyi takip etmek gerekir çünkü bunlar aynı zamanda bizim güçlü yönlerimizi de keşfetmemiz için ipuçlarımız.
İnsanlar yetenekli olduğu alanlarda kendilerini iyi ve güvende hissederler.Hele ki yeteneğinin desteklediği alanda uzmanlaşırlarsa başarı zaten kaçınılmazdır.

Şimdi kendinizi keşfetmeniz için 3 soru soracağım:

*Çevrenizdeki diğer kişilerden  farklı  neler yapıyorsunuz?
*Zaman faktörü hiç aklınıza gelmeden, yorulmadan hatta yorgunluğunuz  fark etmeden tüm gün neler yapabilirsiniz?
*Sizi  heyecanlandıran, meraklandıran  alanlar nelerdir?

Bir dönem drama eğitimi alırken, tiyatrocularla birlikte çalışmıştım,  bu alandan örnek vermek isterim .Alaylı dediğimiz tiyatrocular var  etkileniyoruz hatta kendi kendimize “alanında eğitim almamış ama nasıl iyi rol  yapıyor, bir de eğitimini alsaymış” diyoruz,  yine bir grup tiyatrocu var ki  bu konuda yetenekli ve üzerine bir de doğru eğitim almış, onların çıkardığı oyundan etkilenmemiz katlanıyor. Fakat bir de tiyatro eğitimini şansa alanlar var ki onlar sadece eğitim almış oluyorlar, açıkçası hemen onlar da fark ediliyor.
Kısacası insan yeteneği olan alanda eğitim alır ve üzerine de tecrübe kattığında başarı kaçınılmaz oluyor zaten.Kişinin yeteneği olan alanda hem  kavrama ve öğrenme süresi çok daha kısa hem de o alanlarda daha mutlular.
Kişinin  eğitim ve bilgi eksiği varsa, bu açığı kapatmasının en önemli yolu okumak, eğitim almak ve sürekli öğrenmek için heyecanını canlı tutmaktan geçer. Daha sonra bu öğrendiklerini uygulama becerisi de onu kariyerinde daha tepe noktalara ulaştıracaktır.
Bana göre zayıf olduğunuz alanlarda çalışmak, geliştirmeye çalışmak güzel ama bu arada güçlü olan yanlarınızı unutmayın derim. Güçlü olan yanlarınızı da besleyin, okuyun, araştırın ve üzerine birşeyler koyun, o alanlarınızı kullanın ve tecrübelenin. O  alanda yeteneğiniz varsa ve üzerine de birşeyler katmışsanız hemen fark edileceksiniz.

17 Şubat 2013 Pazar

Öğrenmek Üzerine


Bir bilge bir göletin başında oturmaktadır dikkatini susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip tam su içecekken kaçması çeker dikkatle izler olayı köpek susamıştır ama gölete geldiğinde sudaki kendi aksini görüp korkmaktadır bu yüzdende suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi aksini görmediği için suyu içer.

O anda bilge düşünür, `Benim bunda öğrendiğim şu oldu der. `Bir insanın istekleri ile arasındaki engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.` Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür.

Asıl öğrendiği şey "İnsanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur." 

Bu yüzden ne varsa diğer insanlarla  paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır... Her insanın bir hikâyesi ve söyleyecek bir sözü  vardır.Değer ver ve dinle...