.

İletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ağustos 2021 Pazartesi

ZAFER BAYRAMI AKLIMA DÜŞENLER : ÖZGÜRLÜK

İngiltere 'ye Eğitim için gittiğim zamanlar. Okulumuzda birçok Avrupa ülkesinden öğrenciler var, İngiltere' nin en iyi okulllarından olması itibari ile de gelir seviyesi yüksek öğrenci grubu hayli fazla. Özellikle Suudi 'ler bu anlamda oldukça dikkat çekici. Birçok Suudi genç Avrupalılar gibi giyinme ve onlar gibi gözükme/olma cabasında , öyle ki bunun için sarf ettikleri çabayı görmüyor olmak imkansız. Dil yeterlilik belgesi ile Yüksek Lisans eğitimi alıp İngiltere'de kalabilme ve onlar gibi olabilme hayalinde.

Bir üst sınıfa geçemiyor ve dil konusunda çok yetenekli değiller ve çok sınıfta kalıyorlar. Böyle de olsa, İngilizlerin daha fazla para kazanmak için Suudi'leri sınıfta bıraktıkları, Suudi öğrencilerin de durumun farkında olmakla birlikte İngiltere de kalabilmek için servet bırakmaya hazır olmalarından hariç, İngilizlerin kendilerini sevmeyip sürekli iğneleyici sözlerini sineye çekmelerini de görmemek imkansızdı.

Aynı Suudi genclerin ben de dahil olmak üzere, Avrupalı diğer öğrencilere ders aralarında ülkelerinde saraylarda yaşadıklarını, 4 pound karşılığında arabalarının benzin depolarını doldurduklarını çok havalı bir şekilde anlatmayı çok sevmekle birlikte, İngiltere' de kalabilmek uğruna bırakalım sürekli zaman ve paralarını feda etmesi, İngilizlerin sürekli Milletleri ve yaşam tarzları ile ilgili kırıcı ve küçük düşürücü söylemlerine karşı tek bir söz edemeyişlerine hemen hergün tanık oluyordum.

O günlerde yaşamım boyunca hiç sorgulamadığım ve hiç aklıma gelmeyen bir konunun kafamı epey meşgul etmeye başladığını fark etmiştim. Bir İnsan Kaynakları Profesyoneli olarak iş hayatındaki çalışanların aidiyet/tutsaklık konularına epey kafa yorarken, doğumumla birlikte bana hediye edilen “ÖZGÜRLÜK” konusu. Hiç sorgulamamışım.

Suudilere paralarını sorgusuzca harcatan, Ülke ve Milletleri hakkında bu kadar kırıcı sözler karşılığında onları sus- pus eden, içlerinde onları bu kadar ezik hissettiren, şu satın almak istedikleri şey neydi ?

  • Üstelik kendilerinin ve Milletinin itibarı uğruna : ÖZGÜRLÜK


Hiç unutmam bir Suudi gencin yine bir sohbette “annem saraylarda yaşıyor, en konforlu arabada geziyor, en pahalı kıyafetleri giyiyor” dediğinde,

“istediğinde tek başına dışarı çıkabiliyor mu? babanın kaç eşi var” , “Türk Medeni Kanunu ile Kadınlar, Erkeklerle eşit haklara sahiptir” bir çırpıda gururla söyleyivermiştim.


Peki, beni bu kadar rahat konuşturan, onların şimdi satın almaya çalıştığı bana doğumumla birlikte hediye edilen “ÖZGÜRLÜĞÜM” ve beni her zaman sahiplenecek özgürce yaşayabildiğim Vatan Toprağım değil miydi ? Üstelik yıllarca önce Dedelerimizce faturası ödenen “ÖZGÜRLÜĞÜM”


1915 yılında Ülkemde tek bir Lise, mezun veremedi . Yıllarca analar, babalar “Vatan sağolsun” dedi.


  • Çünkü bu millet hiçbir koşulda Vatanına, Milletine söz söyletmedi, boyun eğmedi

  • Çünkü, bu Millet yıllarca Vatan Topraklarında ÖZGÜR YAŞAMAYI secti ve bunun için savaştı.


Hiçbir zaman, hiçbir uğurda vazgeçmeyeceğim  unutmayacağım, unutturmayacağım..




29 Kasım 2019 Cuma

Değişim Büyülü Rüya ya Dikeni ?


Cocuklugum   bahçeli,  müstakil bir evde geçti.  Yazları  babam televizyonu bahçeye çıkartır,  babaannemler, anneannemler de gelir  akşamları  yemek sonrası  bahçemizdeki  mis kokulu limon agacının altında  hep birlikte televizyon izlenirdi.  Babaannemler  yan evde  anneannemlerse  arka sokakta otururlardı.  Eskiden beri  limon kokusu  bana hep çocukluğumdaki  yaz akşamlarını getirir.


İki dedem  birbirlerinden son derece farklı iki  karekterdi,  eşleri de öyle.
Bir dedem  koyu bir CHP li    diğeriyse   koyu  Adalet Partiliydi.  Akşam haberlerini  izlerken iki dedemin partiler arası  atışması   görülmeye değerdi.  Sanırım Parti  Başkanları onlar kadar Partilerinin arkasında durmazdı,    ikisi de   birbirini dinlemez  sadece konuşur, partisini haklı çıkarıp kendi partisine transfer etme/düşüncesini kabul ettirme  gayretinde olurdu.

Dedem  herkes tarafından akıllı olarak yorumlanan, hesaba  kitaba kafası  çalışan,  biraz daha okusa  nasıl  olurmuş şeklinde yorum alan,   herkesle iletişim kurabilen sakin  bir adamdı. Eşi  çok fazla konuşmayan  belli kuralları olan pek kimsenin işine  karışmayan  sade bir hanımdı.

Diğer dedemse   kuralcı    kendi kurallarından taviz vermeyen  bir adam,  eşiyse neredeyse sokaktan geçen her satıcıyı  durdurup alt kat  evinin balkonundan yediğinden içtiğinden ikram eden,  “hiç değilse biraz soluklan bir su iç  oğlum”  diyen ikramsever,   konuşkan tabiriyle çok hamarat  bir hanımdı.

Babaannem  anneannemi  çok konuşmakla  eleştirir, anneannem de  “dili olanın  eli de olur”  diyerek  kendi hamaratlığını  ön plana   çıkartır onu da bu konuda biraz eleştirirdi   diyelim.
Bizim akşamlarımız  hep onların atışması ile  geçerdi,  sanırsınız yarın bir araya  gelmeyecek hiç konuşmayacaklar  fakat  her akşam yine  hep birlikteydiler.  Her nereye  gitseler  birbirlerine uğramadan,  almadan gitmezlerdi.

Şimdi anlıyorum  çatışarak iletişim kurduklarını. Birbirlerine sevgi sözcükleri bile çatışaraktı.
Hani  bilirsiniz  bazen insanlar  sevdiği  kişiye  “seni seviyorum, hasta olmandan korkuyorum”  diyemez,  “ iş çıkartma  hava soğuk ceketini giy” der,  bunun gibi.
Öğrencilik  yıllarımda ;  öğretmenim,   arkadaşım   neyi  “yapamazsın”  dese  canla başla  adeta  ölümüne yapardım. 

Yıllar sonra iş hayatına adım attım,  tuzak hep aynı.  Bir süre  sonra insanların “yapamazsın, bilemezsin”  kodlamasını vererek  bana nasıl  istediğini yaptırdığını ve bu durumun beni yorduğunu  fark ettiğim günlerdi.  Peki  bu döngü nasıl  kırılacaktı ?  İşte  o günlerde  çatışarak iletişim kuran  genimi   fark ettim.  Çocukluğumdan gelen kodlanmamı.  
Birisi bana “yapamazsın”  dediğinde  “haklısın yapamam”,  “haklısın bilmiyorum”   demeyi öğrenmeye  başlamıştım. Önceleri zordu,  zamanla daha rahat söylemeye başlamıstım   yenilgi (!)   sözcüklerini, döngü  değişmeye  başlamıştı.  Cevremde    “sen artık değiştin eskisi gibi değilsin”   derken  “benim konfor alanıma girdin”  telaşını hızla görmeye başlamıştım.

Değişimin karşıdan  büyüsü  güzeldir ancak  cesaret ve kararlılık ister,  zorlu bir süreç işidir. Siz değişirken çevreniz  size karşı tutumunda ısrarlıysa ve değişmiyorsa  hayatınızdaki insanları ve mekanları dahi değiştirmeniz gerekebilir, önce kendi içinize yapacağınız  bu yolculukta yola çıkmadan önce  “Hazır mısınız, nelerden vazgecebilirsiniz”     kendinize samimi olarak cevap vermelisiniz ve unutmayınız önce vazgeçmeniz gerekenler sizde...

Kalpten bir hazırım diyene,    bu zorlu  yolda  iyi  yolculuklar dilerim….
















27 Kasım 2019 Çarşamba

Saklambaç


Çocukken saklambaç  oynardık.  “Ebe”   olanımız ya bir evin  duvarına  ya da bir ağaca  yüzünü döner,  gözlerini eliyle kapatırdı.

1 den  10 a    kadar sayar,   “saklanmayan ebe der”  ve gözlerini  (!) açardı.

Hiçbir  ebe  gözlerini tam kapatmaz  hafifçe aralar sağdan soldan kimin nereye saklandığını  gözetlerdi  hoş  çoğumuz da  aynı yerlere saklanırdık.

Burada  önemli olan aslında kimin nereye saklandığı  ya da saklanılan  yerin bilinmemesi değildi.
Çünkü hangimiz saklambaç  oyunundaki  “ebe”  olsak  gözlerimizi  kapattığımız  el parmaklarımızı   hafifce aralayarak arasından saklanılan  yere bakardık.

Bu arada kalabalık  bir grupsak  tabii ki  bu oyunda en güçlü olana odaklanır,  zayıf olanlara odaklanmaz,  parmaklarımızı araladığımız yerden zayıf olanı  gözetlemezdik yani onu  çokta önemsemezdik.

Sonra    sayım  bitip  aramaya başladığımızda,  aslında nereye saklandığını   gördüğümüz arkadaşımızı şöyle biraz  arar gibi yapıp, çevresinde dolanır  o cesaretlenip saklandığı yerden sıkılıp  koşmaya başlayınca biz de koşar   ilk  sobeleyen olmak  üzere mücadelemize başlardık.  Bu oyunumuzda önemli olan saklanılan yer,  oranın bulunmaması  değil önemli olan  hızlı koşan olmaktı.

Bir  Ebe  Stratejisi:   Yaslandığımız  duvar ya da agac yanından ayrılmayıp,  saklananların sıkılmasını beklemek, sıkılıp çıktıklarında hemen sobelemek - risk almadan bekle 

Bir saklanan Stratejisi :  Saklandığın yerden çık,  Ebe  olandan daha hızlı koş  - risk al

Oyunun kuralları ve kural dışı olanlar belli ve biz bu oyunu hep böyle oynar, oyunun tüm hilesini hepimiz bilir  ama  aramızda bunları hiç  konuşmazdık.

Yoksa siz bu oyuna   iş hayatında rastlamadınız mı ? İnanmam. Hadi şimdi  iş hayatımıza aktardığımız bu bilindik oyundaki  rol   ve stratejilerimizi  yazalım  ve hatta  en çok kazanan kimler  bir bir sıralayalım...

2 Mart 2016 Çarşamba

Siz Nasıl Bir Patronsunuz?

Hayal ettiniz, hedefinizi belirlediniz, inancınızı yitirmediniz, çok çalıştınız ve işinizin patronu oldunuz. Peki sıra patron olmayı öğrenmeye geldiğinde aynı titizliği gösterdiğinize inanıyor musunuz? Durup bir düşündüyseniz okumaya devam edin. Kendinize soracağınız birkaç kritik soru ile hem kendiniz hem de çalışanlarınız için mutlu ve verimli bir iş ortamı sağlayabilirsiniz.

Çalışanlarınızı motive ediyor musunuz?
Motivasyon, iş hayatının her noktasında başarının ön koşuludur. Çalışanlarınızın enerjisini her koşulda üst seviyede tutmak için onların başarılarını takdir edin ve ödüllendirin.  

Onları ne kadar tanıyorsunuz?
Cevabınız sadece yaptıkları işin içeriğinden ibaret olmamalı. Çalışanlarınızı izleyerek onların yeteneklerini ve güçlü yönlerini öğrenin. Bu sayede hem onları yönlendirip sorumlulukları doğru şekilde bölüştürür hem de iş ortamınızdaki uyumu ve heyecanı yok etmemiş olursunuz.

Başarısızlık ve başarı kimin eseri?
Elde ettiğiniz başarıları kendinize, başarısızlıkların nedenini çalışanlarınıza yüklüyorsanız iş ortamınızda mutsuzluk, motivasyonsuzluk, güvensizlik ve isteksizliğin hakim olduğunu bilmelisiniz. Bu durumda, zaman içerisinde başarısızlık oranının artması kaçınılmaz olur.

İş dışında aktiviteler yaratıyor musunuz?
Çalışanlarınızla bir arada düzenleyeceğiniz aktiviteler, iş stresinin azaltılmasına ve ekibiniz arasındaki bağın güçlenmesine yardımcı olur. Ofis dışında birbiri ile hiç vakit geçirmeyen bir ekibiniz varsa, zaman içerisinde iletişim problemlerinin ortaya çıkmasına şaşırmayın. 

Çalışanlarınızın fikirlerini önemsiyor musunuz?
Unutmayın, haklı olan her zaman siz değilsiniz. İşinizde ne kadar yetkin olsanız da gözünüzden kaçan ayrıntılar ya da farklı bakış açıları hep olacaktır. Bunlara kulak tıkamadığınız sürece uyumlu, yeniliklere açık bir ekibe sahip olursunuz.

Onları ne kadar özgür bırakıyorsunuz?
Siz de sürekli etrafta dolaşan, kontrol delisi bir patronsanız çalışanlarınızın bundan hiç memnun görünmemesinin sebebi sandığınız gibi “kaytarma” isteği olmayabilir. Araştırmalara göre patronunu makul aralıklarla gören ve çalışırken özgür bırakılanların iş ortamındaki verimi ve başarısı daha yüksek. 

Ancak…

Bazen özgür ruhlu bir deha hayatınızın tatlı belası olabiliyor. Bir de onu uzaktan takip etmek zorundaysanız vay halinize. Verdiği bilgilere ikna olmak için gününüzün çok önemli bir kısmını onun mesajları, telefonları ve hatta Selfie’leri ile geçirmek zorunda kalabilirsiniz. Olmaz demeyin, bakın nasıl oluyor:

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

17 Aralık 2013 Salı

İknanın Psikolojisi


Hepimiz iş veya özel hayatımızda birbirimizi ikna ederek fikirlerimizi kabul ettirmek, ürün ya da hizmet pazarlamak  istiyoruz.
Arizona State University'de Psikoloji profesörü olan Robert B. Cialdini'nin  "Science Of Persuasion" (İkna Bilimi) ismi ile yayınlanmış olan kitabında (Kitap,  Türkçeye “İknanın Psikolojisi”   adı ile çevrilmiş)    İkna etmenin psikolojisini anlatmış, beraberinde de bir eğitim animasyonu hazırlamış.
Cialdini,  iknanın psikolojisini ana başlıkları ile şöyle anlatmış:
Bir taleple karşılaştığımızda buna evet ya da hayır dememizi etkileyen faktörler nelerdir ?
Bilim Adamları 60 yıla yakın süredir bu faktörleri  inceliyorlarmış. Su sayede artık bir ikna biliminden söz edilmeye başlanmış.İkna bilimi bizi bazı  şaşırtıcı gerçeklerle yüzleştirmiş.Örneğin karar verirken, ölçüp biçerek verileri değerlendirmek yerine, özellikle de zaman baskısı  nedeniyle hızlı karar vermek adına bazı kısa yollar ve bazı işaretleri kullanmaya başlamışız. Cialdin’nin   araştırmaları, İknayı etkileyen faktörlerden altı tanesinin  “evrensel prensipler “   olduğunu  ortaya koymuş.

İknayı Etkileyen  altı  Evrensel Prensip   kısaca şu başlıklarda toplanıyor:
1)        Karşılık yaratmak
2)        Azlık
3)        Otorite
4)        Tutarlılık
5)        Beğeni
6)        Toplumsal Kanıt




24 Haziran 2013 Pazartesi

Eğitimde İnternet Devri : E-Ögrenme





İnternet hayatımızın bir parçası değil artık neredeyse bütünde büyük bir dilim halini aldı.

Teknolojik alanda her geçen gün bir yenilik  ekleniyor. Öğrenme  sistemimizde teknolojiye
ayak uydurmakta gecikmedi.
E-Okul ile birlikte İlköğretim  ve Lise çağındaki öğrenciler ve velileri  artık  karne öncesinde tüm sınav notlarına ve performans notlarına bu sistem sayesinde ulaşabiliyorlar. İlköğretim öğrencileri dahi sene başından sene sonuna kadar  notlarını  E-Okul dan takip ederek  bu yolla hedeflerini izleme şanslarına sahip oluyorlar. İlköğretim çağındaki çocuklar bu sayede  performans ve hedef  izleme alışkanlığı edinecek, bu yaşlarında Performans ve Hedef Yönetimi yapacaklar. Dershanelerdeki  etüd programlarını veya öğretmenlerle yapacakları bire bir görüşmeleri de yine Dershane internet sitelerinden takip edebilmekteler.
İnternet Dershanesi kavramlarının da hayatımıza girmesi gecikmedi. İnternet üzerinden ders anlatımı yapan sitelerde çığ gibi büyüdü.İnternet üzerinden ders programları, yabancı dil öğrenim programları satın alınabilmekte. Artık hemen her üniversite  E-MBA  programları açtı. Bu, eğitimine devam etmek isteyip çalışma hayatı nedeni ile bu hedefini erteleyen/gerçekleştiremeyenler için  iyi bir fırsat oldu.

E-Öğrenme sistemi genel olarak iki şekilde yapılmakta:

-      *  Öğrencilerin bilgisayar başında istedikleri zaman veya mekanda, diledikleri  kadar tekrar yaparak kendi kendilerine eğitim almaları 

-        * Bilgisayar ortamında canlı ve eşzamanlı olarak eğitmen ve bir grup öğrencinin aynı sanal sınıf ortamında buluşarak eğitim almaları

Bu arada şirketlerde tabii ki öğrenme ve iletişim sistemlerine interneti  dahil ettiler. Özellikle coğrafik alanda yaygın olan şirketler video konferans sistemi ile tüm çalışanlarla eşzamanlı toplantı düzenleme şansına sahip olmaktalar. Bu,  hem zamandan  hem de  paradan tasarruf etme fırsatı yaratırken coğrafik alanda tek bir yerden şirket üst düzeyinin yapacağı  açıklamanın, doğru bilginin  tüm şirket çalışanlarına aynı anda ulaşmasını sağlamakta.Şirketlerde en küçük bir bilginin bile kulaktan kulağa yayılarak yanlış şekillerde aktarımının yaşatacağı  kaosu  düşündüğümde video konferans sistemini gayet faydalı buluyorum. Örneğin :  İstanbul merkezli bir şirketin Pazarlama Müdürü'nün  Türkiye nin diğer altı  bölgesindeki  pazarlama uzmanları ile video konferans yöntemi ile haftalık toplantı yapması gibi
Birçok şirket, çalışanlarının eğitim ihtiyaçları için de  sınıf içi klasik eğitim yanında Uzaktan Eğitim sistemine geçti. Çalışanlar, sene başında kendilerine performans değerlendirmesi sonucunda atanmış olan eğitimleri yine  belirlenen tarihe kadar işten ayırabildikleri zaman dilimi içerisinde istedikleri zaman tamamlayabilmekteler.Hatta sistem eğitim sonunda mini bir test yaparak  yine çalışanların konuyu öğrenme seviyelerini ölçümlemektedir.Yine çalışanlar sistem üzerinde performans değerleme sonucuna göre kendilerine atanan makaleleri okuyup kitap tavsiyeleri de alabilmekteler.
Bu, şirket içerisinde hem maliyet anlamında tasarruf sağladığı gibi zaman anlamında da çalışana esneklik ve fırsat yaratmaktadır.
İnternet başında zaman geçirmenin negatif  taraflarından şikayet etmekle birlikte internet her alana girdi.İnternetin birebir iletişimi yok ettiği, özellikle çocukların internet başında çok fazla zaman geçirmemesi spora ve sosyalleşmeye zaman ayırması  gerektiği taraftarıyım. Zira özellikle de çocuklarda spor ve sosyalleşmeyi de eğitimin bir parçası olarak görmekte, iletişim becerilerine, kendilerine olan özgüvene  çok büyük  katkı sağladığını düşünmekteyim.  
Bununla birlikte internet,  kabul etmeliyiz ki doğru kullanıldığında bütün alışagelmiş ezberimizi bozan  hayatımızı kolaylaştıran çağın aracı diye de tanımlayabiliriz.

Artık internet sayesinde bilgiye her yerden ulaşmak kolaylaştı, mesafeler kısaldı  yeter ki bilgiyi almak isteyelim, öğrenmeye hazır olalım.

23 Mayıs 2013 Perşembe

Türk Kültürü, Çalısanlarla Vedalasma Süreclerinde Etkisini Gösterir mi?



Müşterilerine “Önce İnsan ” sloganı ile yaklaşan bir şirkette çalışsanız ve o şirketin siz çalışanlarına  yaklaşımı bu yönde değilse hele ki yollarını ayırdığı çalışanları ile bu süreç hiç de iyi yönetilemiyorsa ne düşünürsünüz ?  Şirketinizin müşterilerine karşı takındığı “Önce İnsan”  imajı size ne kadar inandırıcı gelir? Hatta bir çalışan olarak inanmadığınız bu imajı  ne kadar taşıyabilir, müşterilerinizi o şirkette çalışırken ne kadar inandırabilirsiniz?
Bir kurumun çalışanlarına   gerçekten değer verip vermediğini ölçmek istiyorsanız, ne işe alım süreçlerine ne   çalışana sağladığı imkanlara  bakın. Asıl  çalışanlarını nasıl işten çıkardığına bakın.
Bir şirketin, bundan sonra  birlikte çalışmama kararı aldığı çalışanına  dair izlediği tavır, çıkış sürecini yönetme şekli, şirketin işveren markasını ve insana verdiği değeri gösterdiği gibi, geride kalan çalışanların performansını da, şirketin dışarıdaki itibar ve imajını da çok etkiliyor.
Aslında işin özünü söyleyecek olursam,  İşten Çıkarma Yönetimi = Şirket Profesyonelliği.
Maalesef  bu sürecin yönetiminde bazen duygusallıklar devreye giriyor ve asıl bu duygusal davranışlar süreci, içinden çıkılmaz noktalara taşıyabiliyor. Türk insanının ne kadar duygusal yapıda olduğunu, bir yerde işinizi çözmek için önce o kişi ile kuracağınız iletişimin ne karar işe yarar olduğuna dair algımız bu süreci anlatmakta sanırım yeterli. Geçenlerde bir Televizyonda izlediğim kredi almak için önce banka memuru ile tanışıklık kurmaya çalışan banka müşterisi ile banka memuru arasında geçen dialoğu içeren banka reklamı da sanırım bu algıya iyi örnek olacaktır.
Türk insanının işe duygularını katması üzerine bir anım var ki burada paylaşmadan geçemeyeceğim.Dil Eğitimi için  İngiltere ye gitmiştim.Havaalanına indim, vize kontrolünden geçiyoruz. Zaten havalaanına indiğimde çalışanların yaşlı olması itibari ile
kısa süreli bir şok geçirdim.(Yıllardır genç çalışanlı ülkeyiz diyoruz fakat bu kadarı yine de  şaşırtmıştı)
Neyse,  vize kontrolünde sıra bana geldi  55 yaşlarında (diğerlerine göre daha gençti)
bir memurun  olduğu bankoya gittim.Neyse benim evraklarıma baktı sonra bana “nereden bileyim burada kalmayacağınızı diyerek çok soğuk ifade ile yüzüme baktı. Kalmayacağım diyorum falan ama nafile,  benin için red formu doldurdu,  sıradakiler   bitince takrar bakacağını söyleyerek karşısındaki bankta  oturmaya davet etti.Karşısında ne şirinlikler yapıyorum tahmin edersiniz. Sonuçta  bir iki güzel söz söyleyerek,  şirinlik yapılarak iş yaptırtılabilen bir ülke kültüründenimJ Ama  ne yapsam sonuç  yok. Neyse 3 saat kadar bekledikten sonra tekrar çağırıldım.Bana sınırdışı edileceğim  yanında kalacağım İngiliz ailesi ile de akrabalık/tanışıklık bağımın olabileceğini falan söyledi, neyse bir anda giderken önceden aldığım dönüş biletim aklıma geldi.Memura  dönüş biletimi  bu ülkede  kalmaya niyetimin olmadığının bir kanıtı  olarak gösterdim.
İngiliz memur ikna oldu,  büyük bir dipinlin ve yine soğuk bir edayla Vize onay kaşemi bastı.
Onay işlemimin yapılması sonrasında,  o memur gitti ve adeta yüzünde tatlı bir gülümseme beliren bambaşka biri geldi  karşıma.
Bana Londra da gezilecek yerlerden tutun da Brighton a nasıl gideceğime dair krokiye değin  çizerek güzel bir  sohbet başlatıverdi. Tüm sohbet,  vize onayını almamdan sonra başladı. Birden kafamda beliren düşünce şu oldu   “İşini son derece  profesyonel yapıyor”.
Sonra İngiltere de kaldığım süre içerisinde, işimin düştüğü  her yerdeki çalışanın  işini bu şekilde son derece belirli formatta, profesyonelce  yaptığına şahit oldum.

Şimdi dönelim  Türkiye de işten çıkartma işlemlerinde yapılan tandıdık senaryolarımıza :
Şimdi  “Tebligatı ben yapmayayım  IK  Departmanı yapsın” diyerek çıkışın tebliğ edileceği  gün şirkete uğramayan ya da bu tebliği "şimdi ayıp olmasın zihniyetinde ya da  çıkış kararından hiç haberi olmamış gibi davranan"  şirket yöneticileri, 
Yıllık İzin dönüşünde bilgisayar şifresi ile  şirket sistemine giremeyip ardından  Bilgi İşlem Departmanı’na gittiğinde şifresinin iptal edildiğini/işten çıkartıldığını öğrenen muhasebe çalışanı,
Yöneticisinin talebi üzerine kendisi ile iyi ilişkileri olan bir iş arkadaşının işten çıkartıldığını söylemek zorunda bırakılan bir başka çalışan, performans görüşmesi yapılmayan, işten çıkartılmak istenen ama “zamanla kendisi gitsin” zihniyeti ile izole edilmeye çalışılan hatta “Mobbing yolu ile”  işten çıkartılmaya çalışılanlar.
Bu sözler bir yerlerden tanıdık geliyor mu? Bu konudaki örnekleri çoğaltmak   mümkün.Aslında
örneklere de baktığımızda içerisindeki duygusal tavırların, işi içinden çıkılmaz bir hale getirdiğini ve işten ayrılan  ile şirketi kötü bir iletişim noktasına götürdüğünü  görüyoruz. Bu konuda da bazen kültürel düşünce kalıplarımız devreye giriyor, oysa ki gerekli olan tek şey sadece profesyonellik.
İşin özü :  şirketlerde  iyi bir ”Gülegüle” diyebilmek, “Hoşgeldiniz” demekten çok daha hassas bir konu ve profesyonellik isteyen bir süreç.


30 Nisan 2013 Salı

Etkin E - Mail Yazma Kuralları



Artık iş hayatında kişilerin birbiri ile konuşmak yerine ağırlıklı olarak E-mail ile iletişim kurması  yoğunlaştı. Hatta aynı ofis içerisinde yanyana çalışanlar dahi abartısız birbirlerine e-mail atar durumdalar. Yüzyüze  iletişim kurmak her zaman çok daha iyidir.Eğer yüzyüze görüşme şansı varsa bu şekilde  iletişim kurmak her zaman çok daha etkilidir.Yazılı iletişimde kişilerin birbirini yanlış anlama ihtimali daha yüksek olacağı gibi, o anki duygu ve düşüncelerini ölçme ve algılamaları da imkansızdır. Telefonla iletişimde yazılı iletişime göre daha iyi orada da kişinin ses tonundan duygu ve düşüncelerini anlayabilirsiniz. Fakat  e –mail atılacaksa, onunda bazı kural ve incelikleri var ki bunlardan bahsedeceğim :

1)         E-Posta yazmaya mutlaka bir selamlaşma ile başlayın, Günaydın, Merhaba gibi. İçeriği yazdıktan sonra da mutlaka yine iyi dileklerle e-postanızı  noktalayın, İyi Çalışmalar gibi.E-posta işlemi ne kadar elektonik bir işlemde olsa karşımızdaki bir insan ve mutlaka bu tarz iyi dilek içeren kelimeleri bekleyecek ve yumuşak bir başlangıç olacaktır.
2)         E-Posta oluştururken, mutlaka konu satırını kullanın. Örnek1 :   Bilgi : 43 no.lu Gömlek siparişi Örnek.2  Onay : Depoya klima satınalınması   E-posta alıcınızın acelesi ya da iş yoğunluğu olabilir konuya bakarak, o an okuyup okumamaya karar verebilir.E-Postanızın herhangi bir aciliyeti yoksa, sonra okunması önce ve acelelikle okunmasından daha iyi sonuçlar verebilir.Hatta acil cevap beklediğiniz durumlar için e-postadaki Önemli işaretlemesini de kullanabilirsiniz. Yalnız her e-mailinize önemli işaretini  koyup, abartılı davranmak  karşınızdaki kişiyi zamanla sıkar ve en önemli maillerinize de  gereken önem verilmeyebilinir.
3)         Açık ve anlaşılır, net ifadeler kullanın. Kısa ve öz olan e-postalar çok daha iyi ve etkilidir.Kimse karmaşık yazıları çözmek için zaman kaybetmek istemez. Gereksiz ifade ve sözcüklerden kaçınarak, konunuz ne ise direkt konuya odaklanın, konuyu gereksiz yere dağıtmayın.Dağınık cümleler ve gereksiz kurduğunuz kelimeler, asıl dikkat çekmek istediğiniz noktadan uzaklaştırır.
4)         E-Mail atma sebebiniz bir dosya paylaşımı ise; mutlaka bir iki satır birşeyler yazın.Merhabalar, …..   dosya eklidir.İyi Çalışmalar gibi..
5)         E-Maillere hızlı cevap verin. İletileri Gelen Kutusu'nda cevapsız öylece bırakmayın. Gönderen kişiye mutlaka geri dönüş yapın, eğer hemen yanıt verecek durumda değilseniz, daha sonra dönüş yapacağınızı mutlaka bildirin.
6)         Noktalama işaretlerini peşpeşe kullanmayın. Cümlelerin sonuna, ???? yada !!!! gibi noktalama işaretlerinin ardarda konularak oluşturulan e-postalarda, alıcı oluşturan kişinin kızgın veya bağırarak konuştuğunu düşünebileceği gibi ciddiyetsiz olarak da algılayabilir. Noktalama kurallarına uyarak yazın.
7)         Cümleyi büyük harfler kullanarak yazmayın. Sadece büyük harf kullanarak yaptığınız konuşmalar sizin  BAĞIRDIĞINIZ-HAKARET ettiğiniz   anlamına gelmektedir. Bu nedenle normal  olarak yazmanız tavsiye edilir. Eğer bazı konuların üzerinde durmak istiyorsanız, bunu cümle içinde ya da altını çizmek sureti ile yazabilirsiniz.
8)         Eğer maili şirket dışından bir yere gönderecekseniz mutlaka imza kısmını kullanın.Adınız Soyadınız, Şirket Adı ve iletişim bilgileriniz mutlaka olsun. Ayrıca unutmayın  imzalı bir e-posta günümüzde gönderilecek en etkin bir tanıtım aracıdır. Şirketlerde e-posta imzasının standart hale getirilmesi, şirketin standart değerlere sahip olduğunu, disiplinli hareket ettiğini gösterir. İmza kısmında varsa şirketin sloganı olabilir bunun dışındaki gereksiz özlü sözler ve  resimlerden kaçınınız.

9)         Kızgınken asla  yazmayın. Belki en sık önerilen fakat çiğnenen etik kurallarından biridir bu. Bir kişiye kızgınlıkla yazdığınız ağır şeylerin geri alınamayacağını unutmayın ve yazdıklarınızın karşınıza bir gün mutlaka çıkacağını bilin.Bir tavsiye :  Eğer o an anlatmak veya yazmak sizin için bir rahatlama olacaksa da;  kızgenken bir Word dosyasına yazın ertesi gün okuyun, hak vereceksiniz.
10)       Herkes teknolojiyi sizin kadar takip etmiyor olabilir, bu nedenle çok fazla simge kullanmayın. İletilerde, gülümsemeleri kullanmak bugünlerde duyguları anlatmanın sıkça kullanılan bir yolu oldu. Fakat sizin şaka veya şirinlik maksadı ile yapmış olduğunuz o gülümseme işaretini, karşınızdaki alaycı bir ifade olarak niteleyebilir.Sonuçta yazılı ve kalıcı bir iletişim halindesiniz.Bu tür ifadeler kullanarak, istemeden insanları kırabilir, yazılı iletişim şekli olduğundan o an fark etmeyerek  belki de çok sonra farkına varabilirsiniz.
11)       Kısaltılmış terimler,  jargon kelimeler, ya da yabancı dilde kelimeler  kullanmayın. Mailiniz Türkçe ise, tamamen Türkçe olsun. Yarı Türkçe yarı başka dildeki kelimeler yazmak sizi, karşınızdaki kişinin gözünde sizi “dil bilen”, “bilgili”  konumuna değil  “ukala” konumuna düşürür.Kısaltılmış terimler de karşınızdaki tarafından anlaşılmayabilinir.
12)       Mailiniz kimi ilgilendiriyorsa o kişiye, gerçekten başka bilgilendirme yapılması gereken kişi varsa da o kişiye “cc”  yapınız.Unutmayın gerekli/gereksiz  herkese mail atmanız “cc” ye koymanız, çok iş yaptığınızı göstermeye çalışmanız sizi diğerlerinin gözünde çalışkan yapmayacak, bir süre sonra  önemli de olsa yazdığınız hiçbirşeyin önemsenmemesine neden olduğu gibi, mailinizdeki asıl muhatap kişileri de kızdırabilecektir.
13)       Göndermeden önce, sesli bir şekilde okuyun. Anlatmak istediğiniz herşeyi tam olarak yazdığınızı düşündüğünüz anda, gönder tuşuna basmadan önce e-postayı sesli olarak okumanız,  kendinizi alıcının yerine koymanızı sağlayacağı gibi size yazdıklarınızı tekrar düzeltme şansı verecektir. Unutmayın, düşünceniz yazılı olarak ifade edilmişse, geri almak zordur. Ayrıca asla unutulmamalıdır ki, alıcının bir yazıcısı ve ilet tuşu vardır. Tüm şirketi ya da daha ötesini gezebilecek şeyleri asla yazmayın.