Çocukken
saklambaç oynardık. “Ebe” olanımız ya bir evin duvarına ya
da bir ağaca yüzünü döner, gözlerini eliyle kapatırdı.
1 den
10 a kadar sayar, “saklanmayan ebe der” ve gözlerini
(!) açardı.
Hiçbir ebe gözlerini tam kapatmaz
hafifçe aralar sağdan soldan kimin nereye saklandığını gözetlerdi
hoş çoğumuz da aynı yerlere saklanırdık.
Burada
önemli olan aslında kimin nereye saklandığı ya da saklanılan yerin
bilinmemesi değildi.
Çünkü
hangimiz saklambaç oyunundaki “ebe”
olsak gözlerimizi kapattığımız el parmaklarımızı
hafifce aralayarak arasından saklanılan yere bakardık.
Bu arada
kalabalık bir grupsak tabii ki bu oyunda en güçlü olana
odaklanır, zayıf olanlara odaklanmaz, parmaklarımızı
araladığımız yerden zayıf olanı gözetlemezdik yani onu çokta
önemsemezdik.
Sonra
sayım bitip aramaya başladığımızda, aslında nereye
saklandığını gördüğümüz arkadaşımızı şöyle biraz arar gibi
yapıp, çevresinde dolanır o cesaretlenip
saklandığı yerden sıkılıp koşmaya başlayınca biz de koşar
ilk sobeleyen olmak üzere mücadelemize başlardık. Bu
oyunumuzda önemli olan saklanılan yer, oranın bulunmaması değil
önemli olan hızlı koşan olmaktı.
Bir Ebe Stratejisi: Yaslandığımız
duvar ya da agac yanından ayrılmayıp, saklananların sıkılmasını
beklemek, sıkılıp çıktıklarında hemen sobelemek - risk almadan bekle
Bir saklanan
Stratejisi : Saklandığın yerden çık, Ebe olandan daha hızlı
koş - risk al
Oyunun
kuralları ve kural dışı olanlar belli ve biz bu oyunu hep böyle oynar, oyunun
tüm hilesini hepimiz bilir ama aramızda bunları hiç
konuşmazdık.
Yoksa siz bu
oyuna iş hayatında rastlamadınız mı ?
İnanmam. Hadi şimdi iş hayatımıza aktardığımız bu bilindik oyundaki
rol ve stratejilerimizi yazalım ve hatta en çok kazanan kimler bir bir sıralayalım...







